27 Nisan 2015 - 14:55
ABD’nin tekfirci terör örgütlerini desteklemesi – 3

Son yıllarda Irak ve Suriye terör örgütlerinin saldırılarına maruz kaldı ve şimdi de her iki ülkede terörle zorlu ve yıpratıcı bir mücadele devam ediyor. Peki ama neden Irak ve Suriye, teröristlerin cirit attığı alana dönüştü? Bölgede terörün kaynağı nedir? Bu örgütler hangi mahiyete sahiptir ve fikri yapıları nasıldır? Bölgede terörün perde arkasında hangi devletler yer alıyor?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Sistemler teorisine göre Amerika uluslararası sistemin baş aktörlerinden biri olarak bölgesel müttefiklerinin politikalarını bölgesel düzen çerçevesinde koordineli hale getirmeye çalışıyor. Bu ülkeler Amerika açısından bölgenin etkili devletleridir ve Washington da onları Amerika’nın bölgeye yönelik politikalarının genel çerçevesinde yönlendirmektedir.

Gerçekte Amerika ve Arabistan rejimi Irak ve Suriye’de IŞİD, El Nusra cephesi, Suriye İslamî kurtuluş cephesi ve benzer tekfirci terör örgütlerini mali, askeri, lojistik ve ideolojik açılardan desteklediğini çok iyi biliyor. Çünkü Amerika’nın Mart 2003’te Irak’a saldırması ve Saddam’ın devrilmesi ve sonunda Irak’ta demokrat ve halkçı bir iktidarın işbaşına gelmesinden doğan sonuçlar hiç bir zaman Arabistan tarafından hoş karşılanmadı. Gerçi Irak ve Arabistan ilişkileri 2004 yılında ve Saddam devrildikten sonra yeniden başladı. Ama Arabistan’ın Bağdat büyükelçiliği kapalı kaldı, nitekim Arabistan kralı da 2014’e kadar Bağdat’a büyükelçi göndermekten kaçındı, ta ki 2014’te Haydar İbadi Başbakan olduktan sonra Riyad, Bağdat ile yeniden ilişkilere başlamak için temkinli adımlar attı ki büyükelçiliğini atması bu temkinli adımların en önemlisiydi.

Buna karşın Arabistan kendi çıkarlarını temin etme doğrultusunda bölgede etnikçi çatışmalar çıkarmak sureti ile Irak’ta tekfirci terör örgütlerini desteklemeyi sürdürdü. Bu desteğin ve mali ve askeri ve lojistik ve istihbarat yardımlarının sonucunda selefi tekfirci teröristler Irak’ta şiddet ve terör eylemlerini sürdürdü. Ardından Suriye topraklarını hedef almaya başladı ve genelde bölgeye güvensizlik ve istikrarsızlığa sürükledi.

Arabistan’ın Irak ve Suriye’de teröristlere fikri, askeri ve silah desteklerinin yanında Suud rejimi Suriye’de de El Nura cephesinin ana sponsoru sayılıyor ve örgütün elebaşlarını Arabistan’da hapis yatan caniler oluşturuyor. Arabistan bu canileri serbest bırakarak Suriye’de Suriye milletini katletmek üzere bu ülkeye göndermeye başladı.

Katar yönetimi de Arabistan gibi IŞİD ve El Nusra cephesi gibi terör örgütlerine askeri, istihbarat, mali ve lojistik destek veriyor. Financial Times gazetesi Doha yönetiminin Irak ve Suriye’deki teröristlere mali desteği konusunda yayınladığı raporda, Katar yönetiminin iki yıl içinde teröristlere üç milyar dolar mali yardım yaptığını belirtti. Almanya Kalkınma Bakanı Muller de Doha yönetimi IŞİD’in mali sponsorluğunu yaptığını belirtti. Stohkolm barış etüt merkezi de yayınladığı raporunda, Katar yönetiminin Nisan 2012’den Mart 2013’e kadar Türkiye üzerinden 70 kadar askeri teçhizat konvoyunu teröristlere ulaştırdığını belirtti.

Gerçekte bölgede selefi düşüncenin yaygınlaşması son otuz yılda selefilerin siyasi hayatını etkileyen dört önemli gelişme oldu. Bu bağlamda sovyetler birliğinin Afganistan’dan çekilmesi ve Arap – Afgan tabir edilen selefi savaşçıların ülkelerine dönmesi 1990’lı yıllarda Mısır, Cezayir ve Arabistan gibi bazı İslam ülkelerinde selefilerle Arap rejimlerin arasında kanlı çatışmalara neden oldu, ancak bu çatışmalar tekfirci selefi cihatçıların bastırılması ile sonuçlandı.

Kuveyt işgali ve Amerikalı askerlerin Irak ile savaşmak için Fars körfezine akın etmesi, Arap yarımadasında güçlü bir selefi muhalif akımın şekillenmesine sebep oldu. 1990’lı yıllarda Arabistan ve diğer bazı Arap ülkelerinde genç ve radikal âlimler Amerika’nın Arap yarımadasındaki varlığına karşı sert konuşmalar yaparak Arap İslam ülkelerinde Amerika aleyhtarı bir dalga başlattı. Gerçi Suud rejimi selefi müesseselerin yöntemleri ile kendi radikal âlimlerini yatıştırmayı başardı.

Ancak o dönemde 11 Eylül 2001 olaylarının yaşanması ve bu olayların 19 sanığı arasında 15 Arabistan vatandaşının yer alması, Amerika ile Arabistan ilişkilerini önemli ölçüde etkiledi. Amerikalı yetkililer Suud rejiminin eğitim sistemini radikal selefi akımların ortaya çıkmasından sorumlu tuttu ve Suud rejimini selefi radikal akımlara karşı hoş görülü davranmakla suçlayarak Arabistan’da dini medreselerde ve üniversitelerde eğitim sistemini düzeltmesini istedi.

O dönemde Suud rejimi Amerika’nın talep ve baskılarına karşılık vermek üzere Arabistan’ın en yüksek dini kurumu olan ulema konseyinin yapısını bir kaç kez değiştirdi ve radikal selefi alimleri konseyden uzaklaştırdı. Öte yandan Arabistan’ın dini medreseleri ve dini üniversitelerinde de bazı değişiklikler yapıldı ve sonunda Arabistan’ın dönem kralı Abdullah’ın 2005’te Arabistan ziyareti ile birlikte 11 Eylül’ün ikili ilişkilerin üzerindeki izleri silindi.

Bölgede selefi akımların şekillenme süreci 2003 yılında Irak işgali ile tamamlandı ve Irak’ta radikal selefi akımların ortaya çıkması için gereken zemin oluştu. Öte yandan sürekli radikal selefi akımlarla irtibat halinde olan Arabistan istihbaratı da bu durumdan Irak’ta yeni siyasi yapıya ve Şii Müslümanlara darbe indirmek için yararlanmaya başladı.

Ancak bir başka açıdan bakıldığında, bölgede terör ve radikalizm krizinin Suriye’de 2011 yılında patlak veren krizle ve Arap Batı ittifakının bu ülkede teröristleri desteklemeleri ve bölgede İslamî direniş eksenini yok etmek ve korsan İsrail’in güvenliğini temin etmek amacıyla Beşar Esad yönetimini devirmek istemeleriyle tırmandığı söylenebilir. Çünkü IŞİD’in Irak ve Suriye’de icraatı ve Lübnan’da İslamî direnişe darbe vurma çabaları tamamen Amerika ve korsan İsrail’in belirledikleri hedeflerle örtüşmektedir. Bu gerçek IŞİD’in uygulamalarında açıkça göze çarpıyor, nitekim Ortadoğu’nun neresinde siyonist İsrail varsa IŞİD orada yoktur ve hiç bir faaliyette bulunmamaktadır. Ancak nerede siyonist rejim karşıtı bir hareket veya mücadele varsa, IŞİD tüm gücüyle o bölgeyi hedef almakta ve terör eylemleri ile oradaki düzeni ve direnişi bozmaya çalışmaktadır.

Suriye’nin işgal altında olan Golan tepesine yakın bölgelerde yaşaman olayların süreci, bu bölgede uzun süredir çatışmalar devam ettiği ve hatta bazen siyonistlerin işgal ettiği alanlara mermi isabet ettiği halde tekfirci terör örgütleri hiç bir zaman Suriye’nin bu bölgesine girmeye ve siyonist askerlerle herhangi bir çatışmaya girmeye yanaşmadığını gösteriyor.

IŞİD ile siyonist İsrail ve Batılı devletlerin arasındaki ilişki biçimi hakkında Amerika milli güvenlik ajansının eski ajanı Edvard Snowden yaptığı ifşaatta Amerika, İngiltere ve korsan İsrail istihbaratı IŞİD’in kurulmasında rol ifa ettiklerini ve Arı kovanı operasyonu ile bu örgütü kurduklarını belirtti.

Edvard Snowden, IŞİD terör örgütü korsan İsrail’i desteklemek için kurulduğunu ve Arı kovanı operasyonunun hedefi de İslami sloganlarla dünyanın dört bir yanından radikal İslamî düşünceleri benimseyenleri toplamak ve tekfirci düşüncelere göre siyonist rejim karşıtı ülkeleri yok etmekten ibaret olduğunu kaydetti.

Snowden ayrıca IŞİD elebaşı Mossad ajanları tarafından bir yıl boyunca sıkı bir eğitim aldığını ve bu süre içerisinde askeri eğitimden konuşma eğitimine kadar bir çok eğitim gördüğünü belirtti.

Siyonist rejim İsrail ile IŞİD arasındaki ilişkileri ortaya koyan bir başka mesele, Suriye’de yaralanan teröristlerin tedavi için işgal altındaki Filistin’e sevk edilmeleridir, öyle ki her gün onlarca yaralı terörist siyonist doktorlar tarafından tedavi görüyor ve yeniden sağlığına kavuşan teröristler Müslümanları katletmek üzere Suriye’ye gönderiliyor.

Bir süre önce de işgal altındaki Filistin’de kurulan çadır hastanelerin görüntüleri ve tekfirci teröristlerin siyonist doktorlar tarafından tedavi edilmeleri ile ilgili görüntüler yayınlandı.

Korsan İsrail savaş Bakanı Moşe Yalon da siyonist medyaya yaptığı açıklamada, Suriye ile siyonist rejim sınırında faaliyet yürüten teröristlerin Tel Aviv tarafından desteklendiğini ve onlara gıda maddeleri ve çeşitli teçhizat verildiğini itiraf etti.

Tekfirci terör örgütlerinin Irak, Suriye, Mısır ve diğer bazı Arap ülkelerinde terör eylemleri tüm gözlerin siyonist rejimin Gazze’ye dayattığı ve 2 bin Filistinliyi şehit ettiği ve binlerce Filistinliyi yaraladığı savaştan tekfirci teröristlere ve en başta IŞİD’in üzerinde odaklanmasına sebebiyet verdi. Gerçekte IŞİD’in işlediği cinayetler siyonistlerin cinayetlerinin örtbas edilmesi için iyi bir malzeme oldu. Nitekim korsan İsrail ordu sözcüsü de son on yılda bölgede katledilen Müslümanların ölümünde Tel Aviv’e düşen payın %10’dan daha az olduğunu ve geriye kalanı genellikle radikal selefi Müslümanların kendi din kardeşlerini öldürmeleri ile yaşandığını, bu zümrenin İslam peygamberinin sünnetini kayıtsız şartsız yerine getirdiğini, oysa herkesin Tel Aviv’i Müslümanların katliamından sorumlu tuttuğunu ileri sürdü.

Her halükarda tekfirci terörün İslam düşmanları için bir çok yarar sağladığı söylenebilir. Buna göre İslamî asil kültürü Ortadoğu bölgesine yönelik hedefleri yolunda en önemli engel olarak gören Amerika şimdi IŞİD’in bölgede dini düşüncelerin değersel yapılarını hedef alması ile beraber bu sapkın akımdan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanıyor. Örgütü Ortadoğu’ya yönelik stratejisinin bir parçası sayıyor ve bu örgütün yardımı ile İslam’dan şiddet yanlısı bir imaj sunuyor ve Müslümanların inancını da etkilemeye ve sonuçta Amerikan değerlerine göre bir Ortadoğu inşa etmeye çalışıyor.

Kuşkusuz IŞİD ve El Nusra cephesi gibi terör örgütlerinin işlediği cinayetler Amerika’nın istediği İslam anlayışını yaratmaya hizmet ediyor ve Amerika’nın 11 Eylül 2001’den sonra yaratmak istediği kötü İslam imajını tamamlıyor.

Amerika bu sürecin devamında bölge ülkelerinin ekonomilerini bağımsız hale getirmek ve teröristlerin aracılığı ile bölge ülkelerinin altyapılarını yıkmak ve çeşitli sosyal ve iktisadi krizlerle karşı karşıya bırakmak istiyor.

Amerika ayrıca tekfirci akımları kullanarak bölgede İslamî uyanış atmosferini dağıtmayı ve İslam ülkeleri arasında tefrika çıkararak İslamî vahdeti engellemeyi amaçlıyor.

Ve sonuçta Amerika terörle mücadele bahanesi ve bölgesel ittifaklar kurmakla bölgede uzun vadeli varlığını pekiştirmeye ve siyasi, askeri ve iktisadi hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor. Bu süreçte Amerika İranofobi ve Şii karşıtlığı gibi projeleri gündeme getirerek bölgede şii ve sünni Müslümanların arasında etnik ve dini mesafeleri daha da derinleştirmeye çalışıyor.

ABD’nin tekfirci terör örgütlerini desteklemesi – 2ABD’nin Tekfirci Terör Örgütlerini Desteklemesi – 1

Ekler